Yeniden Türkiye-Ermenistan ilişkileri -Prof. Dr. Nurşen Mazıcı- Ermeni Sorunu
http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=17628
08/05/2009'Altılar Toplantısı'nda Türkiye Rusya'yı Mavi Akım 2 Projesi'yle bölgede dostluk ve desteğini kazanmakla, Ermenistan ve Azerbaycan'ı Batı Dünyası'yla entegrasyonla, AB'yi Minsk Grubu sürecini hızlandırma karşılığında Nabucco Projesi'yle, ABD'yi Kafkaslar Bölgesi'nde NATO içi destekle yanına çekebilirNURSEN MAZICI Ermenistan’la ilişkilerin kesildiği 1993 yılından beri 16 yıl boyunca Türkiye’nin hemen hemen hiçbir ekonomik kaybı olmamakla birlikte, bu kesintinin asıl kaybedeni Ermenistan oldu Çünkü 1,5 milyon nüfusa sahip Ermenistan’ın gereksinim duyduğu Türk ticari malları, zaten Gürcistan üzerinden bu ülkeye ulaştırılıyordu Türkiye’nin ekonomik bir kaybı olmamasının yanı sıra, bu süre içinde bir başka olumlu gelişme gerçekleştiTürk akademisyenlerin yabancı arşivlerde (ABD, Rusya, Fransa, Almanya) yaptıkları bilimsel çalışmalarla, dünya kamuoyunda 1915 olayları, yalnızca Ermeni ‘soykırımı’ olarak bilinmekten çıktı ve Ermeni çetelerinin de Müslüman Türk halkını katlettiği bir süreç olarak öğrenildi Nitekim geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un, Temsilciler Meclisi’nin Dış İlişkiler Komitesi’nde yaptığı konuşmada: “Türk ve Ermeni liderlerin, ortak ve acılı geçmişlerini uzlaştırma konusunda son dönemde attıkları adımlardan çok cesaretlendim Sınırların açılması ve diplomatik ilişkilerin normalleşmesi bu süreci kolaylaştıracaktır,” açıklaması, bu savıma iyi bir örnektir Sınır ve ‘soykırım’Türkiye’nin Ermenistan sınırını kapatması ve diplomatik ilişkilerini kesmesinden sonra, Ermeni soykırım iddialarını parlamentolarından geçiren devlet sayısında hızlı bir artış oldu ve bu artış hızının en yüksek olduğu ülke ise, 42 eyalet parlamentosunda kararı kabul eden ABD idi İşte böyle bir ortamda başlayan ABD başkanlık seçimlerinde Demokrat aday Obama, tam 22 kez soykırım sözcüğünü kullandı ve seçilirse ‘soykırım yasa tasarısını’ onaylayacağını söyledi Örneğin bir seçim kampanyası sırasında “İki yıl önce, Türkiye’nin 1915’ten başlayarak binlerce Ermeniyi boğazlamasını doğru biçimde ‘soykırım’ olarak niteleyen ABD’nin Ermenistan’daki büyükelçisini azleden dışişleri bakanını eleştirdim Ermeni soykırımı, bir iddia, kişisel bir görüş ve kanaat değildir; çok sayıda tarihî delillerle desteklenmiş ve geniş çapta belgelenmiş bir olgudur Bu olgular inkâr edilemezler Başkan olarak Ermeni soykırımını tanıyacağım Amerika Ermeni soykırımı hakkında doğruları konuşacak bir lidere lâyıktır Ben böyle bir Başkan olacağım,” dediAncak her seçim öncesi Carter’dan beri her başkan adayının bu sözcüğü kullanacağına ilişkin Ermeni seçmenine söz vermesine karşın, başkan seçildikten sonra, aynı sözcüğü kullanmaması da, geleneksel bir Amerikan seçim vaadı olmaktan öteye gidemedi Nitekim, Obama da, beni yanıtlmadı ve 24 Nisan’da 1915 Ermeni olayları anma gününde yayınladığı açıklamada, “94 yıl önce, 20 yüzyılın en büyük katliamlarından biri başladı Her yıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde 15 milyon Ermeni’nin katledilmesi veya ölüme yürümesini anıyoruz” dedi Bu açıklamayı ben, Türkiye açısından ikinci olumlu gelişme olarak değerlendirmeme karşın, soykırım yerine ‘büyük felaket’ sıfatının kullanılması, yeni tepki ve olumsuz yorumlara yol açtı ve ardından Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin yeniden başlaması için bir ‘Yol haritası’ yapıldı Bu haritaya göre, 1- Diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlamak üzere iki hükümet arasında bir konferans düzenlenmesi,2- Soykırım iddialarının tartışılması için bir tarih komisyonu oluşturulması,3- Bu süreçte Türkiye, Azerbaycan- Ermenistan ilişkilerinde her iki yanı da tatmin edecek bir politika uygulaması, öngörülmektedir‘Harita’ya bakışBu haritanın önce olumlu sonra da olumsuz olası sonuçlarını değerlendirelim1- Karşılıklı büyükelçilerin atanmasına değin sürecek olan diplomatik ilişkileri düzenleyecek konferans tümcesi kulağa hoşgelmekle birlikte, tüm bu sorunların görüşüleceği toplantıların İsviçre’de yapılacak olması kulaklarda aynı hoşnutluğu yaratmıyor Soğuk Savaş döneminin ‘Daimi Tarafsız Devleti’ İsviçre, Türkiye-Ermenistan arasındaki sorunların çözümü için toplanılacak ideal bir devlet değildir Çünkü İsviçre, yalnızca Ermeni soykırım iddialarını parlamentosunda kabul ederek, bir irade beyanında bulunmuş ve yasa çıkarmış bir ülke değil, aynı zamanda ‘Ermenilere soykırım yapılmadı’ demeyi suç kabul etmiş bir devlet olması hasebiyle bu konuda artık, fazlasıyla taraflı bir devlettir Eğer toplantı İsviçre’de yapılacak olursa Türkiye, bu toplantıya katılacak olan az sayıdaki akademisyenini de İsviçre hapishanelerine kaptırabilir Dolayısıyla , Türk Hükümeti, derhal toplantının yapılacağı ülkenin değiştirlimesini istemelidir 2- Soykırım iddialarına gelince: öncelikle ‘büyük feleket’ nitelemesinin optimist yorumu, savaşın zaten felaket olduğu, 1915 olaylarının da Ermeniler için vaka-i hayriye olmadığı belirtilerekbu sözcüğe çok fazla tepki gösterilmeyebilineceği yönünde olabilir Çünkü, soykırım sözcüğünü, Ermenistan Ermenileri ve Sarkisyan Hükümeti’nden çok, diasporadaki Ermeni lobisi ve Türkiye’yle ilişki kurulmasına karşı çıkarak koalisyon hükümetinden istifa eden Taşnak Partisi kullanmaktadır Türkiye için 4T planı da, zaten bu kesimin talebidir Ermenistan’la kurulacak olan her iyi ilişki, Ermeni lobisi ve Taşnak Partisi’nin Ermenistan dış politikasına etkisini zayıflatacak, böylece yıllar sonra soykırım kavramı da, iki ülke arasındaki ilişkiler gelişince önemini kaybedecektir Pesimist yorum ise şudur: Holocaust sözcüğü de Yahudiler için ‘büyük tahribat’, ‘büyük yangın’ anlamına geldiği halde, Lemkin’in 1944’te yaptığı ve 1948’de de Birleşmiş Milletler’in kabul ettiği genocide, yani soykırım sözcüğüne uluslararası siyasal bir anlam kazandırılarak aynı yıl, yani 1948’de İsrail’in kurulmasının nedenlerinden birisini oluşturduğu unutulmamalıdır Hukuksal boyutBu bağlamda zamanla Medz Yegern (büyük felaket) nitelemesine de hukuksal bir boyut kazandırılabilir Çünkü, soykırım sözcüğünün Türkiye üzerinde oluşturduğu duyarlılık, bu kavramın hukuksal boyutudur Nitekim 2001’de Viyana’da toplanan Türk-Ermeni Barışma Komisyonu, ABD’de bir hukuk bürosundan bu konuda görüş istemiş, ABD’li avukatlar, ‘Soykırım sözleşmesi Ermeni olaylarına uygulanabilir, Türkiye de soykırım yapmıştır zaten’ diye görüş bildirmişlerdi Böylece, anılan komisyon dağıldı Yeni kurulacak olan tarih komisyonu da, benzeri öznel ve hukuk dışı görüş bildiren kişi ve/veya kurumların yorum ve baskısıyla karşılaşabilir 3- 1991’de bağımsızlığını kazandığında Ermenistan’ı tanıyan ilk devletlerden biri olan Türkiye, iyi komşuluk ve dosluk ilişkileri çerçevesinde Ermenistan’a yakınlık göstermiş, hatta Başbakan Demirel, Karadeniz’e kıyısı olmadığı halde Ermenistan ve Azerbaycan’ın, hem de kurucu üye olarak, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’na alınmaları konusunda ısrar etmiş ve başarılı olmuştur Ne var ki, 30 Ocak 1992’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilat (AGİT)’na üye olan iki devlet Azerbaycan ve Ermenistan’ın üyeliklerinin hemen sonrasında aralarındaki sorunları çözmek için AGİT temsilcileri bölgeye gönderilmiş, durum tespiti yapılmış ve 27-28 Şubat 1992’de Prag’da yapılan toplantıda Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğu kabul edilmiştirBu karara karşın Ermenistan, AGİT kararına uymayınca 1993’te Türkiye-Ermenistan’la ilişkilerini kesmiştir AGİT’in 1996 Lizbon Zirvesi’nde , 1997’de Minsk’te ve 2007’de Madrid’te alınan aynı yöndeki kararları da, Ermenistan’a geri adım attıramamıştır Ermenistan’ın Karabağ’ı işgalinin bir başka teyidi de evrensel aktör Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin almış olduğu 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararlarla, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün dokunulmazlığı, Ermenistan’ın işgal edilen toprakların hemen ve şartsız olarak çekilmesi gerektiği vurgulanmıştır Ayrıca, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nun 2005 yılı ocak ayında kabul ettiği: “Üye bir ülkenin, diğer bir üye ülke toprağını işgal etmesinin, Avrupa Konseyi ile ilgili taahhütlerine ciddi bir ihlal oluşturduğu” şeklindeki kararı da, Ermenistan’ın uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmesini engelleyememiştirÖznel tutum mu?Kısacası, Karabağ’ın statüsünün belirlenmesinde şu güne değin görüldüğü üzere Türkiye, uluslarası hukuk kuralarına uyma dışında, “Azerbaycan lehine olmak” gibi öznel bir tutum izlememiştir Bir başka deyişle, Azerbaycan, benzeri bir işgali yapmış olsa, örneğin Ermenistan’a ait Megri, Goris ya da Kafan’ı işgal etseydi, Türkiye uluslararası ve uluslarüstü aktörlerin aldığı hukuksal kararlara uyarak, Azerbaycan’la da ilişkisini büyük bir olasılıkla kesebilirdi Böylece, Türkiye, Batılı ve uluslararası ilişkilerine tek başına karar veren siyasal bağımsızlığa sahip bir devlet olarak, kendi iradesiyle tek başına Ermenistan’la ilişkileri başlatmış ve anılan devletin hukukdışı Karabağ’ı işgali sonucu kendi iradesiyle ve tek başına bu ülkeyle her türlü ilişkisini kesmiştir Ancak şimdi, ilişkilerin yeniden başlaması için altı devlet (Türkiye, ABD, Rusya, Ermenistan, Azerbaycan, İsviçre) bir araya geliyorOlası risklerBu bağlamda Ermenistan sınırının açılmasının olası riskleri şunlardır: 1- Ermenistan’la sınır açıldıktan sonra bu ülkeyi de içeren doğalgaz boru hatları Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine dağıtılacaktır Ermenistan’da gelecekteki hükümetler, Koçeryan hükümetleri gibi Türkiye’den devletler hukuku çerçevesinde savaş nedeni olabilecek taleplerde bulunduğunda, sınırı tekrar kapatmak 1993’teki kadar kolay olmayabilir Örneğin, ne Kopenhag ne de Maastricht kriterlerinde olmasına karşın Avrupa ülkeleri Türkiye’ye “sınırı kapatırsan AB’ye almayız ha” diyebilirler Bu uyarı karşısında “kapatmasak alacak mısınız” sorusunu soracak siyasal iradeden yoksun olabiliriz2- Bir ABD, bir Almanya, bir Rusya,bir Japonya gibi gelişmiş ve zengin ülke olmayan Türkiye’nin, hiç kuşkusuz, yeni dünya sisteminde bölgede lider ülke olma olasılığı yokturAncak gücünü olanaklarıyla desteklemesi durumunda hem Kafkaslar’da, hem de Ortadoğu’da ‘lideraltı’ ikinci devlet olabilir Bu bakış açısıyla ‘Altılar Toplantısı’nda’, Türkiye, Rusya’yı Mavi Akım 2 Projesi’yle bölgede dostluk ve desteğini kazanmakla; Ermenistan ve Azerbaycan’ı Batı Dünyası’yla entegrasyonla, AB’yi Minsk Grubu sürecini hızlandırma karşılığında Nabucco Projesi’yle; ABD’yi Kafkaslar Bölgesi’nde NATO içi destekle yanına çekebilirKısacası, dış politika yapım sürecinin değişmesi, olgular ve koşulların değişimiyle dış politika sorunları olarak tekrar karşımıza çıkar, yani dış politika dinamiktir Ancak, bir devletin dış politikasını dış aktörler de etkileyebileceği gibi, asıl belirleyici etken, o devletin kendi gücüdür Hiç kuşkusuz, dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 70’ni yakın çevresinde bulunduran Türkiye, güçlü bir ülkedir Ne var ki, bağımsız bir dış politika uygulamak için güce gerekli olan yetenek, parasal zenginlik, vizyon, birikim, donanım ve plan gibi olanakları da eklemek gerekir Ancak bu dört faktörlü, üç bilinmeyenli denklemi çözebilme olanakları ne yazık ki AKP hükümetinde yeterince görülemiyor1920 Londra Konferansı’nda Lloyd George’un “Anadolu’daki savaş, Türklerle Yunanlar arasında değil, İngilizlerle Ruslar arasındadır,” sözlerini anımsayarak, yeni başlayacak ilişkinin de, Ermenilerle Türkler arasında dostluğu değil, ABD’yle Rusya arasında Kafkasya rekabetini yoğunlaştırarak Türkiye’ye ‘çimen rolü’ düşmesi kaygılarını arttırdığını itiraf edebilirimUmarım, Ermenistan’a sınır açmaya giderken Azerbaycan’la 10 milyar dolarlık yatırım hacmini yitirmeyizProf Dr Nurşen Mazıcı: Siyaset Bilimci, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi
__________________Bilmeyenler ne bilsin bizi , bilenlere selam olsun!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder